11. Gün
Merhaba Sevgili Okur,
Bir gün bu blogda her şeyin nasıl da normale döndüğünü anlatacağım günleri iple çekiyorum. Maalesef o gün henüz gelmedi.
Sayılar gittikçe artıyor. Her günümüz açıklanacak verileri, Sağlık Bakanı'nın, Cumhurbaşkanlığı sözcüsünün konuşmasını beklemekle geçiyor. Maalesef ihtiyaç duyduklarımızı duyamayıp hayalkırıklığına uğramakla sonuçlanıyor bu bekleyişler.
Bugünüm de dünden farklı değil. Ders çalışıyorum, kitap okuyor, bir şeyler izliyorum. Çekirdek aile olarak zaman geçiriyor. Hepimiz sıkıldık, motivasyonumuz düşük, birbirimizi telkin etmeye çalışıyoruz; fakat söylediklerimize en başta kendimiz inanmıyoruz. İnsan çok çabuk adapte olabiliyor her şeye. Şu anki duruma öyle adapte olmuş durumdayım ki, hayatın bir daha normale döneceğine olan inancımı yitirdim. Sanki hep böyle yaşamışız ve böyle yaşayacakmışız gibi hissediyorum. Bir yerlere gidip oturduğumuz, arkadaşlarımızla zaman geçirdiğimiz ve hatta tasasızca yürüyüşe çıktığımız zamanlar çok uzak bir hatıra gibi geliyor.
Karamsarlıklar bir yana, salgın tehdidi geçip hayat tüm dünyada normalleştirildiği zamanda dahi bazı şeylerin kalıcı olacağını düşünüyorum. Travma, izini bıraktı. Sanırım bundan sonra kimse pek de tanımadığı insanlarla el sıkışmak gibi temaslarda bulunmaz gibi geliyor. Bir salgının sokaklarda fareler gezen veba zamanlarına özgü olmadığını, 21. yüzyıl teknolojisi ve görece hijyenine dahi sızabildiğini görrmüş olduk. Sanırım bu korku ve her yeni hastalığın pandemileşmesi riski bizi ömrümüz boyunca yalnız bırakmayacaktır.
Anlayacağın işler iyi gitmiyor sevgili okur. Bütün bu umutsuzluğun içinde, günlerimi verimli geçirmem de mümkün olmuyor.
Orhan Pamuk Belgeseli'ni izledim; fakat kitapta pek ilerleyemedim. Umuyorum o da bugün gerçekleşir.
Her neyse, kriz anları iki normal arası dönemdir. Geçici olduğunun farkında olmak, krizi normalleştirmemek gerekir.
Sevgiler,
Didisko
Bir gün bu blogda her şeyin nasıl da normale döndüğünü anlatacağım günleri iple çekiyorum. Maalesef o gün henüz gelmedi.
Sayılar gittikçe artıyor. Her günümüz açıklanacak verileri, Sağlık Bakanı'nın, Cumhurbaşkanlığı sözcüsünün konuşmasını beklemekle geçiyor. Maalesef ihtiyaç duyduklarımızı duyamayıp hayalkırıklığına uğramakla sonuçlanıyor bu bekleyişler.
Bugünüm de dünden farklı değil. Ders çalışıyorum, kitap okuyor, bir şeyler izliyorum. Çekirdek aile olarak zaman geçiriyor. Hepimiz sıkıldık, motivasyonumuz düşük, birbirimizi telkin etmeye çalışıyoruz; fakat söylediklerimize en başta kendimiz inanmıyoruz. İnsan çok çabuk adapte olabiliyor her şeye. Şu anki duruma öyle adapte olmuş durumdayım ki, hayatın bir daha normale döneceğine olan inancımı yitirdim. Sanki hep böyle yaşamışız ve böyle yaşayacakmışız gibi hissediyorum. Bir yerlere gidip oturduğumuz, arkadaşlarımızla zaman geçirdiğimiz ve hatta tasasızca yürüyüşe çıktığımız zamanlar çok uzak bir hatıra gibi geliyor.
Karamsarlıklar bir yana, salgın tehdidi geçip hayat tüm dünyada normalleştirildiği zamanda dahi bazı şeylerin kalıcı olacağını düşünüyorum. Travma, izini bıraktı. Sanırım bundan sonra kimse pek de tanımadığı insanlarla el sıkışmak gibi temaslarda bulunmaz gibi geliyor. Bir salgının sokaklarda fareler gezen veba zamanlarına özgü olmadığını, 21. yüzyıl teknolojisi ve görece hijyenine dahi sızabildiğini görrmüş olduk. Sanırım bu korku ve her yeni hastalığın pandemileşmesi riski bizi ömrümüz boyunca yalnız bırakmayacaktır.
Anlayacağın işler iyi gitmiyor sevgili okur. Bütün bu umutsuzluğun içinde, günlerimi verimli geçirmem de mümkün olmuyor.
Orhan Pamuk Belgeseli'ni izledim; fakat kitapta pek ilerleyemedim. Umuyorum o da bugün gerçekleşir.
Her neyse, kriz anları iki normal arası dönemdir. Geçici olduğunun farkında olmak, krizi normalleştirmemek gerekir.
Sevgiler,
Didisko

1 yorum:
Çamaşır suyu arası Orhan Pamuk....
REPLY